KÖŞE YAZARLARI

İnsanoğlunun yaptıkları!..

“Kavurucu sıcaklıklar geliyor!

Uzmanlar, bu yaz Türkiye genelinde 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklıkla karşılaşılacağını söyledi.

20. yüzyılın son çeyreğinden bu yana, küresel bazda yüzey hava sıcaklıklarında belirgin artışlar söz konusu. Bölgesel ve genel insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle yılın sıcak dönemleri ve sıcaklık artışları daha sık gerçekleşiyor.”

 

İki hafta öncesine kadar Türkiye’deki yazılı ve görsel kitle iletişim araçları, bu bilgilerle yayınlarına başladılar.

Son 40 yıla kadar, kış mevsiminde soğuk ile yaz aylarında ise sıcak ile tanışırdık.

Ama o tanışıklık anılarda kaldı.

Peki ne oldu da o tanışıklıklardan bizler uzak kaldık?

Birileri iklimlerin dengesini mi bozdu?

Biz bozduk iklimlerin dengesini.

İnsanoğlu ‘kendi yaşam koşulları güzelleşsin’ diye iklim değişikliğine gitti!

Literatürde, iklimlerin yapısında meydana gelen küresel çaptaki değişimler küresel iklim değişikliği, atmosferde birikerek güneş ışınlarının tekrar uzaya yansımasını engelleyen atık gazlar sera gazları olarak tanımlanmaktadır.

 

Peki neden?

İklim değişikliğinde tarihsel olarak sorumluluğu olan gelişmiş ülkeler, zenginliklerini fosil yakıtlarla elde ettiler ve zenginleşirken karbon salarak dünyayı mahvettiler.

Atmosferde bulunan metan, su buharı ve karbondioksit gibi sera gazları başta olmak üzere bazı gazlar, güneşten gelen ve yansıyan ışınları tutarak dünyanın ısınmasını sağlarlar.

Atmosferin bu ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklıkları dengede kalır, böylece denizlerin ve okyanusların suları donmazlar.

İnsanoğlu burada da kendini gösterir ve dünyanın ısınmasını sağlayan sera gazlarında artışa neden olur.

Ne yaptı insanoğlu bu kez?

Fosil yakıt kullanımı, orman arazilerinin yangınlar sonucu yok olması ve bunların sonucunda büyük miktarlarda, karbondioksit ve diğer sera gazlarının atmosfere salınımına neden oldu.

Bunlarla da yetinmedi!

Arazi yapısında değişime giderek, ormanlık ve sulak alanları yok ederek, mega kentler, termik santraller, nükleer santraller kurarak Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle’ın 1984 yılında Birleşik Devletler Başkanı Franklin Pierce’e yazdığı insan ve doğa diyalektiğini en güzel biçimde dile getiren mektubundaki;(*)

“Unutmayın! Bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.” sözlerini anımsatmamıza neden oldu.

Her yıl haziran ayının ilk haftası içinde (5 Haziran) Dünya Çevre Günü kutlanırken, insanoğlunun dünyayı nasıl mahvettiği o gün fark edilmez.

Uluslararası kuruluşların yayınladığı raporlar bizleri uyarıyor.

IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 2007 yılında açıkladığı Dördüncü Değerlendirme Raporu’nun 1. Çalışma Grubu Bölümü’nde, iklim sisteminin şüphe götürmeyecek şekilde ısındığı; 20. yüzyılın ortalarından bu yana ortalama yüzey sıcaklıklarında gözlenen artışın büyük bölümünün kuvvetli olasılıkla insan kaynaklı sera gazı salımlarındaki artıştan kaynaklandığı belirtilmiştir.

Bilim insanları tarafından tartışılan en önemli öngörüler arasında küresel iklim değişikliğinin nedeni olarak küresel ısınma gösterilmektedir. Fosil yakıt kullanımının artması, ormanlık alanların azalması ve sanayi tesislerinin saldığı sera gazları atmosferde var olan doğal sera etkisini kuvvetlendirmektedir. Bunun sonucunda Dünya’nın yüzey sıcaklığı artmakta ve küresel ısınma gerçekleşmektedir.

Her yıl bir önceki yıla göre daha sıcak olmaktadır!

Sera gazlarının etkilerini dikkate alan en duyarlı iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 2100 yılına kadar 1-3,5 °C arasında bir artış, buna bağlı olarak kutuplardaki buzullarda erime ve deniz seviyesinde de 15-95 cm arasında bir yükselme olacağını öngörmektedir.

Nehir yatağı havzalarının, şiddetli ve tehlikeli akıntılara sahip kısımları yüzde 19’dan, 2070 yılında yüzde 34-36’ya çıkacak.

            Batı Avrupa’da muhtemelen milyonlarca insan, sulak alanlarla iç içe yoksunluk içerisinde yaşayacak.

Küresel sıcaklık ortalamalarının hızla yükseleceği bir senaryonun gerçekleşmesi halinde 2080’lerde, yılda fazladan 2,5 milyon kişi daha kıyı şeritlerindeki sellerden etkilenecek.

Çeşitli senaryolara göre 2070’lerde akarsu potansiyelleri Avrupa’nın Akdeniz kısmında yüzde 20-50 arasında düşerken, Kuzey ve Doğu Avrupa kısımlarında yüzde 15-30 arasında artacak.

Alp buzullarının küçük olanları ortadan kalkacak, büyükleri 2050 itibarıyla yüzde 30-70 arasında eriyecek.

Akdeniz’e yönelik turizm yazın düşerken, ilkbahar ve sonbaharda artacak.

Kuzey kutbundaki deniz buzulları 2100’e kadar yüzde 22-33 arasında azalacak, Antarktika’da ise tamamen ortadan kalkabilecek. Deniz dışı alanlardaki buzullarda önemli incelme olacak ve bu, yeryüzündeki deniz seviyesini yükseltecek.

2100 yılına kadar deniz seviyesindeki yükselmenin 18-59 santimetre arasında olabileceği tahmin ediliyor.

Şu anda 500 bin kilometrekare olan Himalaya buzul alanı, 2030’da 100 bin kilometrekareye kadar gerileyebilecek.

Asya’da birçok ülkede açlık sorunu olacak.

Asya’da 2020 yılında su sıkıntısı çeken kişi sayısı 1,2 milyar kişiye kadar yükselebilecek.

Ada devletlerde genellikle kıyılara inşa edilen uluslararası havaalanları ve yollar su altında kalabilecek.

Tüm bu bilgilere karşın, sera gazlarının artmasına neden olan fosil yakıt ve atmosfere zarar veren gazların kullanımını azaltarak, küresel sıcaklık artışını belli bir seviyede tutma amacını taşıyan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekildiğini açıklayan Trump’ın bu karar sonrası küresel ölçekte, insanlığın geleceği adına olumsuz sonuçları olacaktır.

            Birleşik Devletler, dünyada atmosfere sera gazı emisyonu en fazla salan ikinci ülkedir.(Atmosfere en fazla sera gazı salan ülke dünyanın dev ekonomilerinden Çin Halk Cumhuriyeti. Çin’i sırasıyla ABD, Avrupa Birliği ülkeleri ile Hindistan ve Rusya izliyor.)

Bu ülke ekonomilerinde en fazla sera gazı salımını açığa çıkaran sektörler ise imalat, enerji, inşaat ve ulaşım.

 

Dünya ülkelerinde, iklim değişikliğinden en az zarar ile nasıl kurtulunacağına yönelik çalışmalar yapılırken Türkiye’de durum nasıl?

Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi sayılmakta. Yağış rejimlerindeki değişiklikler (kuraklık, ani yağışlar, kar miktarında azalış) ve sıcaklık artışları, deniz seviyelerinin yükselmesi maruz kalınacak başlıca tehditler.

Aslında bu değişimleri yaşamaya da başladık. Son 50 yılın en kurak yılı, gündelik yaşamın parçası haline gelen ani yağışlar ve seller, sıcaklıkların mevsim normallerinin üstünde seyretmesi.

Türkiye’nin sera gazı salımları gelişmiş ülkelerin aksine hızla yükseliyor

Türkiye’de 2013 yılında toplam sera gazı emisyonu 459,1 milyon ton karbondioksit eş değeri oldu.

Bunun % 67,8’i enerji, % 15,7’si endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, % 10,8’i tarımsal faaliyetler, % 5,7’si de atıktan kaynaklandı.

Daha da kötüsü Türkiye’nin kişi başı sera gazı emisyonunun hızla artıyor olması. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin kişi başı sera gazı emisyonu 1990’da 3,42 ton iken, 2011’de bu rakam yüzde 124’lük artış ile 5.71 tona yükseldi.

Küresel ısınmanın Türkiye’ye etkileri     

İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, küresel ısınmanın, Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin bir senaryo hazırladı. Bu senaryoya göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070’te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek. Ekosistem değişecek, canlı türleri yok olma tehlikesi yaşayacak.

Eldeki verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek.

Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek.

Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 10 ila 20’lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30’a kadar azalacak.

Ne yapmalıyız, devlet olarak?

Ulusal enerji stratejileri en az 30 yıllık bir süreyi öngörür şekilde hazırlanmalıdır. Diğer enerji kaynaklarının geliştirilmesine ve güvenli kullanımına yönelik politikalar belirlenmelidir. Ulusal enerji politikasının oluşumuna, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel halkın katılması sağlanmalıdır.

‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ yapılmak koşuluyla, yerel ölçekte rüzgâr ve güneş gibi alternatif enerji kaynaklarından yararlanılmalıdır.

Azot ve fosfor içeren gübrelerin kullanımı azaltılmalıdır.

 

Birey olarak?

Enerji dostu ampuller kullanılmalı.

Klima yerine vantilatör kullanılmalı.

Evler ısı kaybına karşı yalıtılmalı.

Toplu taşıma araçları tercih edilmeli.

            Kurşunsuz benzin tüketen araçlar tercih edilmeli.

Çevre örgütleri, tüketicilere geri dönüşümü bir yaşam tarzı olarak benimsemelerini, alışveriş sırasında aşırı tüketimden kaçmalarını öğütlüyor. Tüketicilerin özenli davranması gereken en önemli konuların başındaysa ambalaj tüketimi geliyor. Zira plastik ambalajların doğada kaybolma süresi bin yıl.

Kışın sıcaklıklar artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor!

İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.

Küresel ısınmanın nedeni % 90 insan.

 

(*) Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR