KÖŞE YAZARLARI

Neden böyle olduk?

Orta öğretim kurumlarının Coğrafya dersinde, tüm öğretim yılında bizlere öğretilen ve her sınavda sorulması kesin olan bazı kavramlar vardı.

Bunlardan birisi de ülkemizin tahıl ambarı olması idi.

Topraklarımızda üretilen tarım ürünlerinin güncel anlatım ile gereksinim fazlasını da tarım ürünlerinde sıkıntı yaşayan, yani gıda yönünden zor durumda olan ülkelere satıyorduk.

Kısacası, TARIM ÜRÜNLERİNİN AĞASI idik!..

Ve sonra.

Yönetmenliğini Nesli Çölgeçen’in yaptığı, Şener Şen, Erdal Özyağcılar ve Füsun Demirel’in rol aldığı 1985 yapımı Türkiye’de feodalizmin çöküşünün işlendiği ZÜĞÜRT AĞA filmini bu kez topraklarımızda yaşadık.

Bir zamanlar TARIM ÜRÜNLERİNİN AĞASI olan Türkiye Cumhuriyeti, tarım alanında ZÜĞÜRT AĞA oldu!

Tarım alanları ranta açılarak Belçika büyüklüğünde bir alan ekilmez hale getirildi.

21. yüzyılın ilk yıllarında 94 milyon dönüm alanda buğday tarımı yapılırken, 2017’de bu alan 76 milyon dönüme düştü!..

2000’li yılların başında yüzde 22’lerdeki tarımsal nüfus 2017’de yüzde 8’lere kadar geriledi, köyden kente göç arttı. Örneğin İstanbul’un nüfusu 2002’de 10 milyon iken 2017’de 15 milyonu geçti.

Türkiye’nin yıllardır ekilen ve biçilen tarım alanları betonlaşmaya açıldı “ucuz enerji temin edeceğiz” söylemleri ile doğa katliamları yapılır hale geldi. Türkiye’nin en verimli tarım toprakları ranta açıldı ve doğa kirletilerek adeta ormanlar, meralar, zeytinlikler ve birinci sınıf tarım arazileri plansız sanayileşme ve yandaş çıkarları doğrultusunda kullanılır hale dönüştü!..

Türkiye 171 ülke arasında en pahalı mazotu kullanan beş ülkeden biri haline geldi.

Bunlar, dünyanın tarımda kendi kendisine yeten 7 ülkesinden biri olan Türkiye’nin, bugün Yunanistan ve ABD’den pamuk, Rusya’dan buğday, Fransa’dan arpa, Mısır’dan pirinç, Ukrayna’dan mısır, Sri Lanka’dan çay, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak, Panama’dan muz, Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek, Bulgaristan’dan saman ithal ederek ihracatçı bir ülke konumundan net ithalatçı bir ülke konumuna gelmesine neden oldu.

Türkiye’nin ihracatçı ülke konumundan ithalatçı ülke konumuna getirilmesinin parasal değeri ise 181 milyar dolar.

(Yağlı tohum ve türevleri ithalatına 37 milyar dolar, buğday ithalatına 12,5 milyar dolar, soya ve küspesi ithalatına 12,3 milyar dolar, pamuk ithalatına 18,5 milyar dolar, ayçiçeği tohumu, yağları ve küspesi ithalatına 14,5 milyar dolar, pirinç ithalatına 1,5 milyar dolar dolar, mısır ithalatına 4 milyar dolar, mercimek ithalatına 2 milyar dolar, arpa ithalatına 587 milyon dolar, nohut ithalatına 460 milyon dolar olmak üzere tüm bu ürünler için ithalata toplam 100 milyar doların üzerinde para ödendi. Kepek, saman, bezelye gibi tarla çıkışlı ürünlerin ithalatına da 78 milyar dolar)

Çiftçinin ürünü yerine ithal ürünü ülkemize sokan yöneticilerimiz hiç olmazsa çiftçiye yasa ile belirlenen paranın tamamını ödesinler.

Onu bile tam ödemiyorlar!

Gıdım gıdım ödemeyi tercih ediyorlar.

(2006’da çıkartılan Tarım Kanunu’nun 21. madde hükmüne göre çiftçimize her yıl GSMH’nin yüzde 1’i oranında destekleme yapılması gerekirken 2007’den beri sürekli olarak bu desteğin her yıl yaklaşık yarısı ödendi. Çiftçilerimizin merkezi yönetimden yaklaşık 102 milyar TL’lik alacağı bulunuyor!..)

Taşıma su ile değirmen dönmez!

Öyle ise;

“Öncelikle mazot, gübre, ilaç, tohum gibi girdilerin fiyatları kontrol altında bulundurulmalı,

Hastalık ve zararlılara dayanıklı, makineli hasada uygun, kaliteli, yüksek verimli, yerli tüketicilerin ve dış pazarın isteğine uygun yeni çeşitlerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmalı,

Yerel çeşitlerin sürdürülmesi ve geliştirilmesi sağlanmalı,

Bakliyat ekim alanlarının genişletilmesi için ‘Nadas Alanlarının Daraltılması Projesi’ yeniden başlatılmalı,

‘Üretim ithalatı azaltır’ düşüncesi ile tarımda üretim yaparak birçok kalemde döviz çıkışı önlenebilmeli,

Meralara su ve gübre götürülerek üretim planlamasıyla yılda 1 milyar doları aşan kırmızı et ve hayvan ithalatı önlenebilmeli,

‘Bu topraklarda tarıma elveda!’ dememek için, daha geç olmadan, üretici ve tüketicilerin el birliği/güç birliği/akıl birliği yapılması sağlanmalı,

Tarım üreticileri kooperatifleşmeye yönlendirilerek, üretici ile tüketici karşı karşıya getirilmelidir.

0023 kırmızı plakalı aracın arka sağ koltuğunda oturan makam sahibi diyor ki;

“Biz, toprağımızı suyla, çiftçimizi bilgiyle donatırsak, Türkiye bu konuda önemli bir noktaya gelecektir. Çalışacağız, üreteceğiz. Türkiye olarak, belirli sorunları aşarsak, sadece bölgenin değil, dünyanın tahıl ambarı Türkiye olacak”

Bunları söylüyor da bu sözü niye anımsamıyor?

“Bir ağaç, eğer köklerinden çürümeye başlamışsa, eğer toprak, artık o ağacı beslemiyorsa, siz istediğiniz kadar o ağaca su verin, istediğiniz kadar dallarını budayarak can vermeye çalışın, o ağacı yaşatamazsınız!..”

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR