KÖŞE YAZARLARI

Venedik mi Ankara mı?

60 güne yakın bir zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği çalışmalarını yürüten bürokrat ve teknokratları nerede ise 7/24 usulü çalışmaktalar.

Her çalışanın dört gözle beklediği hafta sonu günleri, onlar için normal çalışma gününe dönüşmüş durumdadır.

Onlar için varsa yoksa Avrupa Birliği’nin Türkiye Cumhuriyeti yönetimine tanıdığı 12 aylık çalışma takvimini daha doğrusu yeni ev ödevi ve sınav hakkına en iyi şekilde hazırlanmak ve alınlarının akıyla sınavı başarmak.

Önceden hazırlanan klasörler yeniden açılıyor. Dosyalarda yer alan belgeler, verilen ev ödevi ve ek sınava hazırlama kılavuzundaki kriterlere göre revize edilmekte.

Kimi belge/raporları ise yeniden yazım aşamasına geçiriyorlar.

Bu denli yoğun çalışmanın yerine eksik ya da AB normlarına uygun olan belge/raporlar belirlenerek çalışılsa inanın, Türkiye Cumhuriyeti’ne verilen o 12 aylık takvim yerine 6 ay içinde çalışmalar tamamlanır!

Ancak eşyanın tabiata aykırılığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükte olan mevcut mevzuatı AB kriterlerine ne yapılırsa yapılsın uyum sağlayamaz.

Ya Türkiye Cumhuriyeti yönetimi, var olan mevzuatı kökten AB kriterlerine uyumlu hale getirecek, ya da AB rüyasını tamamen gündeminden çıkartacaktır.

Avrupa Birliği’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne sağlayacağı artıların sayısı bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar azdır.

Her aday ülkeye, AB kriterlerinin kesin olarak yerine getirilmesi koşulu onların olmazsa olmaz kurallarından en önemlisidir.

Kopenhag Kriterleri’nden Maaschrit Kriterleri’ne kadar geniş yelpaze içindeki bu kriterler özellikle Türkiye Cumhuriyeti Yönetimi’ni zorlayacaktır.

AB yönetimi, sınav sonuç şablonu gibi şablonu, aday ülke yönetimi ile yapacakları görüşmelerde masaya koymaktan geri kalmazlar.

Bir başka anlatımla, aday ülke yönetimine raporlarınızı burada yazılan esaslara göre hazırladınız değil mi? sorusu ile görüşme gündemi başlar.

AB’nin aday ülkeyi tam üyelik statüsüne geçirme aşamasında nedense Venedik Komisyonu’nun çalışmaları/kriterleri aday ülke yönetimince pek dikkate alınmaz.

Halbuki Venedik Komisyonu ya da Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, aday ülkenin tam ülke statüsüne kavuşmasını sağlayacak adımı atmasına /atmamasına neden olur.

Peki nedir bu Venedik Komisyonu?

İşte karşınızda Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu ya da daha çok bilinen adıyla Venedik Komisyonu:

Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu ya da daha çok bilinen adıyla Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin anayasal konularda danışma organıdır. Bir nevi Avrupa Konseyi bünyesinde “bağımsız düşünce kuruluşu” gibi çalışmaktadır. 1990 yılında 18 Avrupa ülkesinin taraf olduğu bir anlaşmayla kurulmuştur. Türkiye, kuruluşundan bu yana (10.05.1990) Komisyon’un üyesidir.

2002 yılı Şubat ayında kurucu anlaşmada yapılan bir değişiklikle komisyonun üyelik yapısı genişletilmiş ve Avrupalı olmayan ülkelerin de üye olabilmesi imkânı sağlanmıştır.

 Bu anlaşmadan sonra Avrupa Konseyi’nin 47 üyesinin tümü Venedik Komisyonu’nun da üyesidir.

Bunlara ek olarak, 2004’te Kırgızistan, 2005’te Şili, 2006’da Güney Kore, 2007’de Fas ve Cezayir, 2008’de de İsrail ve Tunus, 2009’de Peru ve Brezilya, son olarak da 2010 yılının başlarında Meksika, Komisyon’a üye olarak katılmıştır. Böylece, Komisyon’un üye sayısı 57’ye ulaşmıştır.

ABD dâhil sekiz ülke Venedik Komisyonu’nda gözlemci statüsünde bulunmaktadır.

Belarus ise Komisyon’un tek ortak üyesidir (associate member). Güney Afrika ve Filistin Ulusal Yönetimi, gözlemci olmasalar da komisyon içinde gözlemciye benzer statüye sahip bir iş birliği içindedirler. Avrupa Komisyonu ile Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı da Venedik Komisyonu’nun toplantılarına temsilci göndermektedirler.

Komisyon’un üyeleri ise özellikle anayasa hukuku ya da uluslararası hukuk alanlarında uzman akademisyenler, anayasa mahkemesi yargıçları ya da çeşitli ülkelerden parlamenterlerdir.

Venedik Komisyonu’nun temel hedefi, bir yandan Avrupa’nın temel değerleri nezdinde kıtanın “anayasal mirasının” yayılmasına katkıda bulunmak, diğer yandan da ülkelere “anayasal ilkyardım” yapmaktır.

Komisyon dört alanda faaliyet göstermektedir:

Venedik Komisyonu, özellikle Berlin Duvarı’nın çöküşü sonrası Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin anayasa hazırlama sürecinde ihtiyaç duydukları yardımı sağlamış ve bu ülkelerin Avrupa standartlarına uygun anayasalar hazırlamalarında öncü rol üstlenmiştir.

Bu komisyonun raporları ve gözlemleri özellikle bazı AB aday ülkeler için fazla önemsenmemektedir.

Önemsenmeme gerekçeleri olarak da Venedik Komisyonu raporlarının bağlayıcı özelliğinin olmaması ileri sürülmektedir.

Venedik Komisyonu, aday ülkeyi tam üyelik statüsüne geçirmek/geçirmemek isteyen AB’nin gizli elidir.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti, AB’ye tam üye olmak düşüncesinde ise ‘bu komisyonun gözlem ve raporlarını da dikkate almalıdır’ görüşü AB platformunda geçerliliğini korumaktadır.

Bu da Türkiye Cumhuriyeti yönetimini zor durumda bırakacaktır.

Esasında, Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin önündeki en iyi yol, ‘Bu elbise benim bedenime uygun değil. Bu nedenle elbiseyi çıkartıyorum’ demektir.

Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, ‘Avrupalılaşıyorum’ derken kendi değerlerini yitirme ile karşı karşıya kalacaktır.

Avrupa Birliği’nin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bugüne kadar ne faydası oldu?..

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR