KÖŞE YAZARLARI

Transferler yetişse sonuçlar böyle olmazdı!

Deplasmanda kaybedilen iki maçın da ortak sorumlusu; bir türlü yetiştirilemeyen transferlerdir!..

Sezon açılışına kimse bitirileceğini beklemiyorsa da Avusturya kampında verilen sözlerin yerine getirilmesi gerekirdi.

Vade uzadıkça uzatıldı, ne demeli parasızlığın gözü kör olsun!..

Avusturya bitti, Bursa’ya dönüldü; yine icraat yerine bol bol vaat!..

‘Bugün, yarın, öbür gün, gelecek hafta’ derken bir baktık ilk üç maç bitti, sonuç ‘sıfıra sıfır elde var sıfır.’

Başkan Ali Ay’ın yaşadığı sıkıntılara son divanda dinledikten sonra hak vermemek elde değil belki ama bu iş biraz daha uzarsa sabır taşı çatlayacak!

Fizibilite çalışmasını en iyi bu yönetimin bilmesi gerekir…

Bursaspor’un koskoca bir sezonu kanatsız ve forvetsiz tamamladığı yaşayarak test edilmişken, yeni hoca Paul Le Guen’e gelir gelmez, eldekilerle zaman kaybetmemesi için baskı yapılması gerekmez miydi?

Deneme yanılmayla oyuncu beğenmek; eldeki malzeme iyiyse sonuç verir, yoksa enkazlarla sonuç alabilmek mümkün değil.

Scoutcu sadece oyuncu izlemez, böyle günlerde mevcut deneyimiyle yol gösterip, ışık tutar; bilmiyorum belki hocayla bire bir de konuşup, tabloyla ilgili bilgilendirme yapmış olabilirler; sonuç ne olursa olsun yaşanan iletişim eksikliği 3 maçta 6 puana mal oldu ben onu bilir, onu söylerim!

Kanat ve sağ bek takviyesi bitirebilmiş olsa; Başakşehir ve Beşiktaş deplasmanlarından puan çıkartmanın pekâlâ mümkün olabileceğini yaşayarak gördük, gecikerek iş yapmayı kulübün kaderi haline getirmemek lazım.

Olan oldu artık…

Milli maç arasında bu işe son noktayı koymak gerekiyor…

Üç maçtaki tablo pek iç açıcı değilse de taraftarın yönetim, hoca ve kadroya duyduğu güvende bir eksilme olmadı.

Bu büyük bir şans, açılan kredinin değeri iyi bilinmeli!

Sözün özü Akhisar Belediyesi maçıyla birlikte kendine hedef belirlemiş, önüne güvenle bakabilen bir kadro profili görmek istiyoruz, kim gelecekse gelsin artık…

xxx

Şampiyonlar Ligi tadında bir maç ki, kelimelerle anlatılmaz

Pazar akşamı Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının ikinci yarısı oynanırken, ‘Ne oluyor acaba diye, şöyle bir bakar dönerim’ diye zapladım Real Madrid ile Valencia arasında oynanan La Liga kanalını.

İyi ki değiştirmişiz! Öyle bir maç ki kelimelerle anlatılmaz; sanki Şampiyonlar Ligi finali oynanıyor, 90 artılarda bile ne tempo düştü, ne pozisyon sayısı azaldı, top bir o kalede, bir bu kalede, nefesim kesildi, soluk soluğa kaldım.

Real Madrid’de iki stoper Varane ve Sergio Ramos’un yanı sıra 4 maç ceza alan Cristiano Ronaldo olmasa da öyle derin bir kadro var ki Zidane’nın elinde; yerine oynattıkları sanırsınız birer Ramos’la, Ronaldo…

Hele bir Marco Asensio var ki Real’de; sabaha kadar ekranın başında otur, gözünü kırpmazsın. Avrupa futbolunun yükselen yeni yıldızı bir yıl içinde kendini inanılmaz geliştirmiş, yarın öbür gün Ronaldo gidecek olsa kimse dönüp bakmaz bile!

Körük gibi ciğer var çocukta koşuyor, basıyor, atıyor süper ötesi bir şey. Top tekniği, sürüşü, çalımları, ölü top kullanmadaki becerisiyle ‘Altın Top’un yeni adayıdır benim için; sadece hayran kalmadım, büyülendim.

İki şahane frikik golü attı ki, öyle böyle değil; bu departmanın profesörü Lionel Messi yanında çırak çıkar, adeta iğne deliğinden ipliği geçirdi, o ne falso vermedir topa, o ne bilektir helal olsun sana1

Ya sol bek sambacı Marcelo; açık ara son yılların en şahane maçını çıkardı. Bir oyuncu bu kadar mı çok koşar, bu kadar mı çok bindirir, bu kadar mı iyi çalım atıp, orta açar; bu pozisyonun yaşayan efsanesi Roberto Carlos’un mutlaka kulakları çınlamıştır.

Luka Modric’le, Toni Kross’un atakları yönlendirdiği Real’de gecenin güzelliğini bozan isim, bizim Kubilay’a nazire yapan(!) forvet Kareem Benzema oldu. Kaçırdığı yüzde yüz gollerle saç baş yolduran Cezayir asıllı Fransız oyuncunun beceriksizliğinden kenarda sinir nöbetleri geçiren Zinedine Zidane’nın ben ilk kez yere çöküp, çimleri yolduğunu görüyorum.

Valencia’nın da hakkını yemeyelim. Rakip eksik de olsa Real Madrid gibi bir takıma evinde kafa tutmak her babayiğidin harcı değil. Özellikle savunmadan hücuma çıkışlarda /geçiş oyunu/ müthiş tempo yapıp, geriye koşmada açık veren Real stoperlerine ecel terleri döktürdüler. En az rakibi kadar net pozisyonlar yakalayan Valencia Carlos Soler gibi körük ciğerli şahane bir organizatöre sahip. Beraberlik golü öncesinde organizasyonları adeta ders niteliğindeydi, mutlaka tekrarını bulup izleyin derim.

Juve’den gelen Simone Zaza’yla bir forvetin salt fiziğiyle savunmayı nasıl yıpratabileceğini anlıyorsunuz ki; harika ötesi bir şey.

Yaz başında Uluslararası Şampiyonlar Kupası’nda kendi kalesine santradan attığı golle ünlenen(!) Geoffrey Kondogbia öyle bir gol attı ki, öf, öf, öf ki öff!..

Daniel Parejo, Santi Mina, Rodrigo Moreno’yla, Nacho Gill ‘yapay zeka mıdır yoksa normal insan mıdır’ vallahi ben karar veremedim…

Şampiyonlar Ligi finali tadında geçen La Liga mücadelesini seyredince; Türkiye’de oynanan futbolun kocaman aldatmacadan ibaret olduğuna karar veriyorsunuz, ben bir kez daha farkına vardım!

Eğer yayıncı kuruluşa üyeliğiniz varsa ne yapıp edin La Liga’yı paketinize ilave edin, bizimkileri seyredip sinir olmaktan daha iyidir…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR