KÖŞE YAZARLARI

Taç giydirilmiş eşekler!

“Yeni dünya düzeni” için küresel elit ailelerin etkisindeki “tapınakçı şer örgütlerin” iktidar mücadelesi tüm acımasızlığıyla sürüyor.

Takip edebildiğimiz kadarıyla;

Bu fil savaşının tarafları Türkiye’yi iki konumda değerlendiriyor. Örneğin bunlardan biri ve bugün dünyanın başına bela olanı Türkiye’yi “en büyük engel”, diğerleri ise hedefe giden yolda “en önemli müttefik” olarak görüyor…

En azından şimdilik!

“Şimdilik” diyorum çünkü Türkiye’yi “müttefik” olarak görenlerin de hesabı dereyi geçmek!

Dolayısıyla Türk milleti ve devletinin gücü kadar durduğu yer de “fil savaşı”nın sonucuna mutlak etki edecek düzeyde. Nitekim kısa süre önce Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın patronu benim” diyen kudurmuş fillerden birinin adını açıkladı:

Evanjelistler…

***

1980 sonrası ABD’yi teslim alan “Evanjelist” yapının, coğrafyamız ve topraklarımız üzerine yaptığı hesabı, 18-22 Ekim tarihleri arasında bu sütunlarda kaleme aldığımız; “Din savaşının hedefindeki ülke Türkiye” başlıkla yazı dizisinde geniş bir şekilde anlatmaya çalışmıştık.

Anımsayacağınız üzere Evanjelistlerin nihai hedefi;

Kudüs merkezli “tek dünya” devleti kurmak, yeryüzüne kayıtsız şartsız bir avuç elit ailenin eline teslim etmek, semavi dinleri “tek din” haline dönüştürmek ve neoliberal demokrasi adı altında “seçkinci bir faşist/sosyalist yönetim modeli”ni insanlığa dayatmak…

Sapkın bir Hristiyan tarikatı olan Evanjelistler’in en önemli özelliği ise tek başına İncil’e değil, önce Tevrat ve Zebur’a sonra İncil’e yani “Kitab-ı Mukaddes”e iman etmeleri…

Evanjelist teolojiye göre; İncil’de yer bulan pek çok kehanet tartışmasız doğru ve bu kehanetlere inanmak imanın şartı…

***

Evanjelistler’in en önemli kehaneti ise kıyamet savaşı yani Armagedon. Ne yazık ki Müslüman mahallesine de yutturulan “Armagedon kehaneti” 7 aşamadan oluşuyor.

Şu an dünya bu 7 aşamadan 5’inci bölümünü yaşıyor.“Türbülasyon Dönemi” olarak isimlendirdikleri bu evre 8 maddeden oluşuyor:

1- Yedi Mühür-Yedi Borazan-Yedi Tas kehanetinin tamamlanması, 2- Roma’nın yeniden canlanışı, 3- Şeytanın gökten atılışı, 4- Deccal’ın yönetimi, 5- İsrail’in işgal edilişi, 6- Babil’in yıkılışı, 7- Sahte peygamberlerin çıkışı ve 8- Evanjelistler ile inançlı Yahudilere kurtuluş mührünün vurulması…

“Armagedon Kehaneti”nin 6. aşaması; “Hz. İsa’nın yeryüzüne 3. kez inişi ve büyük savaşın çıkışı”, 7. ve son aşaması ise “Deccal’ın yenilip bin yıllık küresel altın çağın başlaması” olarak anlatılıyor…

***

Beşinci aşamadaki maddelerden birkaçını yaşadığımız olayların ışığında yorumlayacak olursak;

Bilindiği üzere bugün Siyonist-Hristiyanlar, İsrail devletini tanımıyor. Gerçek bir İsrail devleti için “Süleyman Tapınağı”nın inşasını şart koşuyorlar. Önce Babil, sonra Roma İmparatorluğu döneminde çıkan isyanlarda iki kez yerle bir edilen tapınağın yeniden yapılabilmesi için de bugün üzerinde yükselen iki önemli İslam mabedi “Mescid-i Aksa ile Kubbetü-s Sahra’nın yıkılması” gerekiyor.

Bir süre önce İsrail ve ABD’nin, UNESCO üyeliğinden çekileceklerini açıklaması, ardından Trump’ın “Başkent Kudüs” kararı, Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşasının önünü açmış gibi duruyor.

“Evanjelistlerin Orta Doğu’ya hediyesi” olan DEAŞ;

Irak’taki Hatra, Ninova, Musul Müzesi ve Kütüphaneleri, Nimrud antik kenti, Horsabad antik kenti, Hz. Yunus Türbesi, Samarra kenti yakınlarındaki İmam Dur Türbesi,

Suriye’deki Apamea antik kenti, Duro-Europos antik kenti, Palmira ve Mari gibi medeniyet tarihimizin önemli miraslarını patlatarak ve yağmalayarak “zihinlerimizi böylesi bir yıkıma” alıştırmamış mıydı?

Hani hep dillendiriyorduk ya “Bu DEAŞ neden İsrail’e dokunmuyor” diye!

Belki de şimdi “görev zamanı” gelmiştir…

***

Devam edecek olursak; demek ki İsrail’den sonra yıkım sırası “İki Babil”e gelecek. Bu Babillerden biri yeniden dizayn edilecek, diğeri ise tarih sahnesinden silinecek. Yeniden dizayn edilecek olanı “Evanjelistlerin Roma olarak gördüğü ve yönetim binası Babil Kulesi şeklindeki Avrupa Birliği” olacak. İngiltere’nin ayrılması AB’yi böylesi bir pozisyona sürüklerken, bugün kâğıt üzerinde “basit bir devlet” haline gelen gerçek Babil diyarı Bağdat yönetimi ise üflesen yıkılacak pozisyona çoktan getirildi bile!

Sahte peygamberler konusuna gelince;

Biliyorsunuz geçen aylarda Pakistan’da yeni Seçim Kanunu’nda milletvekili adaylarının imzaladığı metinde “Yemin ederim ki Hz. Muhammed son peygamberdir” ibaresinin “İnanıyorum ki Hz. Muhammed son peygamberdir” olarak değiştirilmesi ülkeyi karıştırmıştı. Malum bu ülkedeki “Kadıyaniler” veya “Ahmediler” olarak isimlendirilen bir grup ki -halifesi İngiltere’de oturuyor- Hz. Muhammed’in son peygamber olduğuna inanmıyor. Pakistan’daki düzenlemenin Kadıyanilerin seçime katılabilmesi adına yapıldığı vurgulansa da yaşananlar, “sahte peygamber” düşüncesinin ucu Türkiye’ye kadar uzanan cemaatler vasıtasıyla iyi bir zemine sahip olduğu ve istenildiği takdirde dünyayı karıştırmaya yetecek bir kaos malzemesi olarak kullanabileceğini bize göstermiş bulunuyor.

***

Belki tam da burada;“Kudüs düğmesine basan ‘Trump’ın düğmesine’ kimin bastığını” ayrıca “BM’deki son Kudüs oylamasında rezil olan ABD Başkanı’nın Türbülasyon döneminin Deccalı mı?” sorusuna da cevap aramak gerekiyor.

Belki kehanetleri abartıyoruz ama öteden beri yaşadıklarımız ve son Kudüs kararı, bugün itibarıyla dünyanın birçok bölgesinde oluşan “kuzeyli-güneyli”ayrışmasını, birbirine bilenen iki cephe haline getirdi.

Örneğin ABD’de, örneğin Avrupa’da, örneğin İslam coğrafyasında…

İslam coğrafyasındaki ayrışmayı hissetmek adına; Suudi Arabistan’ın PKK/PYD aşkı ile uydusu Bahreyn’in Arap ırkçılığını okşayan açıklamaları başka nasıl izah edilebilir ki!

Belki de “MOSSAD’ın ihbarcısı bakan” bizim bağrımıza bastığımız “Suriyeli Arap” kardeşlerimize “işaret fişeği yollamış olabilir” ama İslam’ın güney yakasındaki “Müslümanmış gibi yapan” Siyonist Arap hizmetkârların, ellerine verilen devletleri Evanjelist efendilerinin emrine amade hale getirmesinin faturasını bakalım kimler nasıl ödeyecek!

***

Bu nedenle “kuzeyin has ve onurlu devleti Türkiye”nin içindeki güneylilere seslenelim:

Aklınızı başınıza toplayın ve ihanet çarkının bir parçası olmayın. Çöl kaplanı Fahrettin Paşa’ya bile dil uzatacak kadar alçalabilen güneylilerin parası da duası da bir işe yaramaz!

Hatta size İngilizlerden üç önemli atasözünü hatırlatmak isterim;

Mutlak güç mutlaka yozlaşır.

Her kuş kendi türüyle uçar.

Cahil kral taç giydirilmiş eşektir…

***

Dip not:

PYD/PKK’yı baş tacı yapan Evanjelistlerin bundan sonra sarılacakları en önemli argüman “Ermeni Soykırım Yalanı” olacaktır!

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR