KÖŞE YAZARLARI

ABD’DEN TÜRKİYE’YE BAKIŞ! MÜTTEFİKLİK BİTTİ Mİ?

Türk-Amerikan ilişkileri, Amerika’nın bağımsızlığını ilan etmesini takip eden yıllarda ekonomi odaklı olarak başlamış ve bugünlere kadar çeşitli iniş çıkışlarla gelmiştir. Her ne kadar Birinci Dünya Savaşı’nda iki farklı kutup için savaşmış olsalar da Türkiye ve Amerika hiçbir zaman cephede karşı karşıya gelmemiştir. İki ülke arası ilişkilerin yükselişi genelde askeri odaklı olurken, derin ayrılıklar büyük ölçüde gizli veya açıktan ekonomik yaptırımlarla kendini göstermiştir. Ancak bu sorunların hepsi bugüne kadar bir şekilde normalleşme sürecine girmeyi başarmıştır.

***

Ankara-Washington hattında uzun süredir artan gerilim en son vize krizi ile su yüzüne çıkmış, taraflar arasında gerilimi düşürücü küçük adımlar atılmış, ama henüz kayda değer bir ilerleme (en azından yazının yazıldığı bu saatlerde) kaydedilememiştir. Birçoğumuz Türk tarafının bu konuda duruşunu rahatlıkla görmektedir; ancak Amerikan kanadında ve medyasında mevzunun nasıl işlendiği merak konusu. Bu yazımda sizlerin bu merakını biraz olsun gidermeye çalışacağım.

                ***

Öncelikle en çok merak edileni hemen söyleyip, yazının küçük bir kısmını okuyup aramızdan ayrılacak genel Türk okurunun da hiç olmazsa aklındaki bir soruyu cevaplamış olalım. Hayır! Tahmin ettiğiniz gibi Amerikan medyası gece gündüz bu konuyu konuşmadı. Hatta sadece bir gazete hariç gerisi ilk gün bu hususu haber olarak bile geçmedi. (Bu gözlemde sadece büyük çaplı yayın organları dikkate alınmıştır) Bunun nedeni eğer meselenin önemsizliği olsaydı daha sonradan her gazetede en az bir iki tane köşe yazısı ile konu irdelenmezdi. Size söyle izah edeyim ki Amerikan halkı, devletinin dünyanın öbür ucunda herhangi bir ülkeyle yaşadığı husumeti çok fazla önemsemiyor. Bu konular daha çok belli gazetelere belli ücretler ödeyerek köşe yazısı okumayı tercih eden kısıtlı sayıdaki Amerikalının ancak dikkatini çekebiliyor. Peki şimdi bu kısımda olan Amerikalıların medyada neler gördüklerini sizlerle paylaşalım.

       ***

Türkiye meselesinde Amerikan medyasının da kafası karışık gibi görünüyor. Birkaç eli yüzü düzgün yazıdan gerisi krizi sadece bir veya birkaç nedene bağlarken, diğer nedenlerden neredeyse hiç bahsetmiyor. Genel hatlarda krizin sebebi olarak tutuklamalar gösteriliyor.

     ***

Angela Dewan ve Gül Tüysüz imzalı CNN News’in 12 Ekim tarihli, “Neden Türk-Amerikan gerilimi patlama noktasına geldi” başlıklı haberi yaygın medya içerisinde belki de en fazla ayrıntıya yer veriyor. Genel başlıklarla bugünlere hangi aşamalardan geçilerek gelindiğine yer veren haber, nedenleri şöyle sıralıyor: Pastör Andrew Brunson ve Metin Topuz gibi “Tutuklamalar”, “Erdoğan’ın baş düşmanı Gülen”, “Kürt savaşçılar”, “Erdoğan’ın korumaları” ve “Petrol için altın skandalı”.

  ***

Tutuklamalarla ve Gülen başlığıyla alakalı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Papazı istiyorsanız siz de sizdeki papazı verin!” çıkışı dikkat çekiyor. Ayrıca, Erdoğan’ın “Terör örgütü üyelerine bedava silah veriyorsun. Neden? Bizi güneyden kuşatmak için.” sözlerine yer veriyor. Bunun dışında Amerika’nın PKK bağlantısına rağmen IŞİD’e karşı YPG’yi en güvenilir ve önemli yerel savaş gücü olarak gördüğünü ifade ediyor. Buna ek olarak “Washington’un Türk hava saldırılarıyla hem Suriye’de hem de Irak’ta öldürülen Amerikan bağlantılı Kürt savaşçılar için Ankara’ya sert uyarı gönderdiğine” yer veriyor. Koruma krizine ve bu konuda açılan davaya da değinen haber, Zarrab davasının Türkiye’de 2013’te polisin ve savcının Gülen bağlantılı olduğu suçlamasıyla kapanmış olduğunu belirterek, Amerika’daki davada eski bakan Zafer Çağlayan için tutuklama emri çıkarıldığı ile devam ediyor. Buna karşın haberi, Erdoğan taraftarının, bu davayı cumhurbaşkanına ve onun partisine karşı atılmış politik bir adım olarak gördüğünü belirterek bitiriyorlar.

***

Bu habere ek olarak Philip Gordan’ın kaleminden çıkan (ABD Dışişleri eski Bakan Yardımcısı ve ABD Dışişleri Konseyi kıdemli üyesi), “Türkiye ve Birleşik Devletler gelecek vaat eden ortaklığın sonuyla yüzleşiyor” başlıklı yazı dikkatlerden kaçmıyor. “Amerikalılar Türkiye’ye olduğu gibi davranmalı, olmasını istedikleri gibi değil” alt başlığıyla devam eden yazıda genel hatlarıyla şunlar ifade ediliyor: Obama döneminde, çoğunluğu Müslüman olan popüler ve dinamik bir liderle büyüyen ekonomisine reformlar yapması, basın özgürlüğünü genişletmesi ve baskıcı ordu kurumlarını politikanın dışına çıkarması nedeniyle Avrupa portföyüne bakıldığında en parlak olanlar arasında Türkiye vardı. Avrupa Birliği üyeliğini büyük arzularla takip ediyor, Amerika ve Avrupa Birliği’yle Afganistan, Irak ve Orta Doğu barışında yakın ilişkiler içerisinde ortak hareket ediyordu. Bu nedenle Obama büyük umutlarla, Türk parlamentosunda Amerika ve Türkiye “Model ortaklık” kurabilir diye konuşuyordu.

Bugün, yaklaşık on yıldan az bir süre sonra, bu görüş darmadağın oldu ve muhtemelen ilişkiler düzeltilebilir olmanın ötesinde. Recep Tayip Erdoğan gibi güçlü bir lider olan Trump’la birlikte sorunların geride bırakılacağına dair umut çok çabuk gölgede kaldı. Bunun yerine iki ülke temel çıkarların birbirinden nasıl uzaklaştığını fark etti ve ikili ilişkiler kolayca kontrolden çıkabilecek şekilde karşılıklı darılmalar döngüsüne girdi. Daha sonra Türkiye’de 50 bin kişinin tutuklanmasına değinen ve tutuklanan Amerikalıların Fethullah Gülen karşılığında pazarlık objesi gibi kullanıldığını iddia eden yazı, konsolosluk çalışanının tutuklanması ile vize hizmetlerinin karşılıklı durdurulduğunu belirtiyor. Buna karşın Erdoğan’ın yardımcılarına göre, “Washington’ın asıl amacı eski çalışanı tarafından, iddia edildiği gibi, darbede Amerikan parmağı olduğunun açığa çıkarılmasını engellemek” diye ekliyor.

Yazı şu şekilde devam ediyor; “Sayın Erdoğan ve çoğu öfkeli Türk, Amerika’nın başarısız darbe girişiminin önemini, Gülen’in rolünü ve onların verdiği varlık mücadelesini anlamadığına ikna olmuş durumdalar. Buna karşılık çoğu Amerikan darbeye karşı otoriter cevap verilmesinin ve darbeyi Erdoğan’ın, muhalifleri kovuşturmak için bahane olarak kullanmasının daha büyük sorun olduğuna inanıyorlar.” Bu sözler de aslında Amerikalıların olayı nasıl gördüklerini ifade ediyor.

İki ülkenin bölgesel güvenlik çıkarlarının da tehlikeli bir şekilde birbirinden uzaklaştığını belirten yazı, “Washington’ın önceliğinin IŞİD’e karşı savaşken, Türkiye’nin; Amerika’nın bu savaşta asli müttefiki olarak gördüğü, Suriyeli ve Iraklı Kürtleri çok daha büyük tehdit olarak görüyor olduğunu ifade ediyor. Amerika, IŞİD’den boşalan alanı İran’ın doldurmaması konusunda kararlı. Washington adeta kesin olarak, Türkleri şiddete başvurmaya provoke edecek şekilde, Kürtleri desteklemeyi sürdürecek. Türkiye’nin Hamas, Müslüman Kardeşler ve Libyalı militanlara açıktan desteği, Katar’la filizlenen askeri ilişkileri ve NATO kararını şiddetle reddederek, başlı başına Amerika ile ilişkilerden memnuniyetsizliğin emaresi bir hamle olan, Rus hava savunma sistemi satın alması bu ayrışmayı daha da derinleştirecek” savlarını savunuyor.

Sürpriz olmayacak bir şekilde Amerika’ya karşı Türklerin pozitif tutumunun büyük oranda düştüğünü belirten Gordan, Pew araştırma merkezinin bu konuda verilerini paylaşarak; bugün sadece Türklerin yüzde 13’ünün Amerika’nın fikirlerine pozitif baktığını, %72 oranında bir nüfusun ise Amerika’nın gücü ve etkisi tarafından tehdit altında hissettiğini belirtmiştir. Ayrıca, “Amerikalılar da tabii ki özellikle pozitif olmadırlar ancak müttefikliği ayakta tutan ortak bir tehdidin yokluğunda, karşılıklı pozitif duyguların eksikliği daha da belirgin bir hal alacak” yorumunda bulunmuştur.

 Makale özetle burada da bahsettiğimiz analizleri yaparak, başlıkta da ortaya koyduğu noktaya geri dönmüş ve şunları ifade etmiştir: “Amerikalılar,Türkiye’nin jeopolitik önemi nedeniyle bu realiteleri bir süredir anlaşılabilir bir şekilde görmezden gelmek istedi. Lakin şimdi görmeye ve Türkiye’ye olduğu gibi davranmaya başladılar. Türkiye istedikleri gibi hemfikir, yakın ve güvenilir müttefik değil, kendi değerleri ve öncelikleri olan bir Orta Doğu ülkesi. Bu şu demek oluyor; mümkün olduğunda birlikte hareket et, ama aldanma ve farklılıklar ortaya çıktığı zaman, mesela Sayın Erdoğan’ın Amerikan vatandaşlarını rehin almaya başlamasında olduğu gibi, şiddetle karşı dur. Geçen ağustosta Sayın Erdoğan’ın ilk kez olası tutuklu değişimini gündeme getirdiği parti mitinginde haykırdığı gibi: “Artık eski Türkiye yok. Bu Türkiye yeni Türkiye!” haklı ve Amerika’nın şimdi o şekilde davranması gerekiyor.”

Gordan’ın bu makalesini Türkiye’nin, kendisinin konumu ve oyun kurucu özelliği nedeniyle titizlikle dikkate alması gerekir; çünkü bu yazı Amerika Türkiye geriliminde Amerika’nın pozisyonunu büyük ölçüde ifade eden bir kaynaktır. Masaya oturmadan önce tarafların karşılıklı olarak olaylara bakışlarını bilmek çözüme doğru atılacak ilk adım olabilir.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR