KÖŞE YAZARLARI

Toplu sözleşme öncesi işveren tarafı temkinli

Geçen hafta içinde Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası, MESS’in Genel Sekreteri Hakan Yıldırımoğlu ve MESS Bursa Bölge Temsilciler Kurulu Başkanı Erol Bakan ile iftarda bir araya geldik.

Mayıs 2015’teki işçi eylemleri henüz hafızalarımızdaki yerini korurken, bu yıl içindeki toplu sözleşme dönemine aylar kala sanayici tarafının nasıl bir yaklaşım sergileyeceği merak konusuydu.

İşverenin toplu sözleşme masasına hangi teklifle oturacağına yönelik hiçbir ipucu paylaşmayan Genel Sekreter Yıldırımoğlu, konuya temkinli yaklaştı.

Toplu sözleşmenin bir süreç olduğuna vurgu yapan Yıldırımoğlu, “(Mayıs 2015-İşçi Eylemleri) Geçen sefer yaşananlar, toplu pazarlık sürecinin sonunda olmadı. Bu pazarlık sürecinden bağımsız oldu” dedi.

Yıldırımoğlu, “Bu sene hedefimiz, ‘sendikalar tekliflerini versin, bir inceleyelim, üyelerimizle görüşüp öyle müzakerelere başlayalım’ şeklinde olacak. Müzakere masası muhtemelen temmuz-ağustos gibi kurulur” diye konuştu.

Mayıs 2015’teki işçi eylemleriyle ilgili olarak Yıldırımoğlu önemli bir iddia ortaya attı.

Hatırlayın, o dönemde eylemin yasal olup olmadığı tartışmaları yaşanmış Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin kararı işçi lehine emsal teşkil etmişti.

Yıldırımoğlu, bugün o dairenin kapatıldığını ve kararı veren hâkimin FETÖ’den alındığını iddia etti.

İşçi eylemlerindeki provokatörleri de hatırlatan Yıldırımoğlu, eylemlerin büyüyen bir sektörü durdurmak amaçlı bir kumpas olduğunu ima etti.

Bu iddialar şöyle bir tablo resmediyor gözlerimize; Türk ekonomisinin lokomotifi konumundaki otomotiv sektörü ciddi manada büyüyordu. (Ki bu doğru, hâlâ sektör büyüyor.) Bu büyümeden rahatsız olanlar provokatörleri kullandılar, mahkemelerimizi satın aldılar ve bizi bizim silahımızla vurdular.

Konu, bu kadar fantastik olabilir mi? Üstüne daha rasyonel düşünmek gerek…

***

Bu araya bir hatırlatma ekleyelim.

O tarihte işçilerin üretimi durdurmasının nedeni, Türk Metal Sendikası ile MESS arasında imzalanan sözleşme koşullarının, Türk Metal'in örgütlü olduğu Bosch Fren Sistemleri işçileri için yapılan sözleşme koşullarından aşağıda olmasıydı.

İşçiler, işverene değil sendikaya karşı örgütlenmiş ve sendikanın aynı iş için farklı pazarlık yapmasından rahatsızlıklarını dile getirmişti.

Hatta işçilerin eylemine destek vermeyen Türk Metal Sendikası Başkanı Pevrul Kavlak da eylemin devam etmesi halinde işverenin ‘tazminatsız işten atma hakkı’nın doğduğu uyarısında bulunmuştu.

Yine o günlerde MESS’ten eylemin ‘yasa dışı’ olduğunun vurgulandığı bir açıklama yayınlanmış ve üretimdeki bir günlük gecikmenin ana sanayiye maliyetinin 175 milyon TL olduğu duyurulmuştu.

O günlerde haberlere Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, (ILO) denetim organı olan Sendika Özgürlüğü Komitesi’nin kararları yansımıştı.

Söz konusu kararlar şöyle:

“Grev hakkı sadece toplu iş sözleşmesi uyuşmazlığı ile sınırlandırılamaz, işçilerin ve sendikaların eğer gerekli görürlerse daha geniş bir çerçevede ekonomik ve sosyal politikalara ilişkin memnuniyetsizlikleri açıklama hakları vardır.”

“Grev türleri konusunda genel bir yasaklama uygun değildir. Sendika denetimi dışında yapılan düzensiz grevlerin, işi yavaşlatma, işi durdurma, iş yeri işgali gibi eylemler, ancak barışçıl olmaktan çıktığında sınırlanabilir. Bir diğer ifadeyle barışçıl olması koşuluyla işi yavaşlatma, işi durdurma ve iş yeri işgali eylemleri örgütlenme özgürlüğü kapsamındadır.”

***

Hatta Yıldırımoğlu’nun FETÖ imasında bulunduğu Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de ILO’nun söz konusu kararlarına dayanarak eylemlerde işçi lehine pozisyon almıştı.

Ki bu davaya emsal olan karar, 2013’te alınmıştı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Mersin’de liman işçilerinin eylemini, ‘toplu eylem hakkı’ olarak değerlendirmiş ve işçiler lehine karar vermişti. Bu karar, mayıs eylemlerine de emsal olmuştu.

***

Öte yandan Yıldırımoğlu’nun söylediği gibi 7. Hukuk Dairesi’nin kapatıldığı doğru.

Yargıtay’ın 22 Aralık 2016 tarihli kararıyla 6., 7. ve 18. hukuk daireleri ile 23. Ceza Dairesi’nin 1 Ocak 2017’de, 21. Ceza Dairesi’nin ise 13 Nisan 2017 tarihinde kapatılması kararlaştırılmıştı.

Ama bu kapatmanın gerekçesi, 6723 sayılı Kanun’la 2797 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddesinin 12. fıkrasıdır.

Ki bu fıkra, ‘dairelerin iş durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak’ kapatılmasına müsaade etmektedir.

Yani bu dairelerin kapatılmasını sağlayan geçici 15. maddenin 12. fıkrasının FETÖ’yle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Hatta 7. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Hicri Tuna, birinci başkanlık nezdinde görevlendirildi.

***

Fakat 7. Hukuk Dairesi’nde FETÖ’nün olmadığı gibi bir algıya da hizmet etmemek gerek.

Bu bağlamda Yargıtay’da FETÖ soruşturmaları kapsamında 7. Hukuk Dairesi üyeleri İbrahim Kır ve Reşat Taşdelen’in gözaltına alındığını da hatırlatmalıyım.

***

Toparlayacak olursak, toplu sözleşme görüşmelerine doğru sanayici tarafının temkinli, bir o kadar şüpheci olduğunu söyleyebiliriz.

15 Temmuz sonrası patlayan bilgi kirliliği seline yalnızca sıradan vatandaşın değil işveren kanadının da kapıldığını görmek biraz hüzünlü…

Herkesin işine geldiği gibi yönlendirdiği bu selle tarla sulanmaz!

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR