KÖŞE YAZARLARI

TİYATRODA BAŞARININ ANAHTARI ‘SAMİMİYET’

Bursa Devlet Tiyatrosu ve MY ART Tiyatro bünyesinde ‘Bana Mastikayı Çalsana’, ‘Kanlı Nigar’, ‘Köprüdeki Adam’ gibi birçok oyunda yer alan Bursa’nın genç oyuncularından Cem Şener ile gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette, tiyatro yolculuğunu, günümüz dizi ve sinema sektörünün durumunu konuştuk.

 

Güler yüzlü, tevazulu, mesleğine aşık bu başarılı oyuncu için samimiyet ön planda… “Rolümü oynarken ruhumu katıyorum” diyen Şener, sahteliğin insanları tiyatrodan uzaklaştırdığını belirtip, sahnedeyken başına gelen ilginç anları da YeniDönem okurlarıyla paylaştı.

-Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Tiyatroyla nasıl tanıştınız?

Aslen Amasyalıyım. Lisede okurken öğretmenlerim beni tiyatro grubuna istedi. ‘Oyunculuğu asla yapamam, gülerim, heyecanlanırım’ diyordum. O nedenle lisede oyunculuğa sıcak bakmadım. Arada sadece taklit yapardım, o kadar. O dönemlerde İstanbul’a çok gidip geliyordum. Kavacık’ta çok fazla dizi çekimi yapılırdı, ben de sık sık oraya gider, onları izlerdim. Bu mesleğe çok yabancıydım; ailemde de çevremde de tiyatro ile uğraşan yoktu.İstanbul’da konservatuvar mezunu biriyle tanıştım ve sınavlara girmeye karar verdim. İlk sene kazanamadım. Sonrasında Amasya Belediyesi Şehir Tiyatrosu oluşumunu yaptık ve ilk oyunum olan ‘Çürük Elma’yı oynadık. 2004’te tekrar konservatuvar sınavlarına girdim ve Erzurum’u kazandım.

-Keşke başka meslek seçseydim dediğiniz oldu mu?

Konservatuvar okurken ilk iki sene neyin ne olduğunu tam anlayamadım. Sudan çıkmış balık gibiydim ilk zamanlar…Oyunculuğa dair her şeyi kavramam, 3. sınıftan itibaren düzenli olarak sahneye çıkmaya başlamamla birlikte oldu. Zamanın getirdiği deneyimlerle, öğretilenlerle bedenini tanımaya, mesleğini daha iyi kavramaya başlıyorsun. Ne zamanki seyirci karşısına düzenli çıkmaya başlıyorsun ondan sonra o rahatlık ve güven duygusu bedene, ruha işlemeye başlıyor. Eğer tiyatrocu olmasaydım kesinlikle mimar olurdum. Ama oyunculuk benim için apayrı bir dünya… Estetiğe önem veren biriyim çünkü. O estetiğin içine bir de ruh girince çok daha farklı oluyor her şey. Tiyatroculuğun yanında çizimlerim de var. Dekorasyonla uğraşıyorum. Tabii ki tiyatro olmadan olmaz…

-MY ART Tiyatro ile tanışmanız nasıl oldu?

Bursa’ya 3 sene önce geldim ve devlet tiyatrosuna başladım. Kısa bir süre sonra MY ART’tan teklif geldi. Gruptaki arkadaşlarla güzel bir iletişim ve dostluk kurduk. Tamamen soyutlanmış bir şekilde egolarımızı bir kenara bırakarak güzel işler ortaya koyuyoruz.

-Bursa’da hangi oyunlarda yer aldınız?

Devlet Tiyatrosu’nda ‘Bana Mastikayı Çalsana’, ‘Kanlı Nigar’, ‘Pisi Pisi Müzikali’, ‘Halktan Biri’, ‘İstanbul Efendisi’, ‘Ahmet Yesevi’, ‘Bay Punti ile Uşağı Mutti, ‘Köprüdeki Adam’, ‘80 Günde Devriâlem’; MY ART’ta ise, ‘Uysal Yurttaş Projesi’, ‘Memurun Faslı’, ‘Soyut Padişah’, ‘Top Böceği ve Bay Parabol’ (çocuk oyunu), Bursa Devlet Senfoni Orkestrası ile ortaklaşa yaptığımız ‘Yaramaz Notalar’ oyunlarında oynadım. Reno tiyatro grubundaki Fehim Paşa Konağı’nda ise yönetmenlik yaptım.

‘SINIRIM YOK’

-Oynadığınız oyunlarda ne gibi kriterlere dikkat ediyorsunuz? Oynamam dediğiniz roller var mı?

Devlet tiyatrosunda rolleri ya da oyunları reddetme lüksümüz çok fazla olmuyor. Ama özelde durum daha farklı. Anlatmak istediğimiz konu üzerine oyun seçtiğimiz için daha özgür bir alan. Günümüz toplumunu anlatan oyunları seçiyoruz.  Ben, bana uygun görülen rolü nasıl parlatabilirim, nasıl keyifli hale sokabilirim, bunun için uğraşırım. Tekse uygun her şeyi yaparım yani. ‘Çıplaklık’ kavramı tartışılan bir durum. Rating almak amaçlı yapılan şeylere tabii ki karşıyım. Bir sahnenin başka bir gösteriş biçimi varsa sırf daha çok izlenmek için bunlar tercih edilmemeli. Bu durumlar oyunun samimiyetini kaçırıyor. Oynadığım rol, metne hizmet ediyorsa sınırım yok.

‘HER ŞEYDE KOLAYA KAÇIYORUZ’

-Tiyatro oyuncuları arasında ego yarışı oluyor mu?

Her meslekte olduğu gibi bizde de oluyor tabii ki! Fakat tiyatro tek kişilik değil. Tek kişilik olsa bile, ışıkçısı, dekoru, yönetmeni ile birlikte çalışıyorsunuz. Yani tek de grup halinde de oynasanız egoyu bir kenara bırakmak zorundasınız. Birlikte yapılan bir işte ego kişileri bir yerlere getirmiyor çünkü!

-Tiyatroya izleyici çekmek biraz zor. Bunu nasıl başarıyorsunuz ya da anahtarı ne?

Asıl mesele samimiyet! Sahtelik artık o kadar iğreti geliyor ki insanlara… Metni oynayıp gerisini izleyiciye bırakmanız lazım. “Bu böyledir, şu şöyledir, mesaj burada budur” şeklinde bir yaklaşımla oynarsanız, üstten bakış bir tavır içine girerseniz, bu da izleyiciyi iter. Çıkarımları seyircilere bırakmak en doğrusu. Örneğin bir mağazaya girmeden önce vitrin sizi çeker. Vitrin hoşunuza giderse mağazaya girersiniz. Eğer içerde aradığınızı bulamazsanız bir daha oraya girmezsiniz. Tiyatro da böyle bir şey. Biz de yeteneğimizle ve oyunculuğumuzla yönetmenin yorumunu yorumluyoruz. İşte burada estetik devreye giriyor. Yazılan bir metnin binlerce yorumlanış şekli vardır. Tiyatronun farkı da burada... Farklılık yaratmak… Her şeyde kolaya kaçıyoruz. Ve hep tekrar oluyor. Ve farklı bir şey ortaya konulduğunda seyircinin ilgisini çekiyor. Örneğin devlet tiyatrosunda bir sezonda belki 100 tane oyun oynanıyor. Bunların sadece 8-9 tanesi bir sonraki sezonda oynanmaya devam ediliyor. Tutulmayan oyunlar bir sonraki sezona ulaşamıyor. Tiyatroda tekdüzeliğe indiğinizde ve samimiyeti hissettiremediğinizde insanlar uzaklaşıyor ve kolay kolay oyun izlemeye gitmiyor. 

‘AŞKLAR BİLE SAMİMİ DEĞİL’

-Dizi ve sinema sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diziler çok fazla ve akılda kalanlar çok az. Oyuncu seçilirken yetenekten ziyade görsellik önemli oluyor. Hatta sosyal medyadaki takipçisi sayısına göre oyuncu seçiliyor artık. Dizilerde aşklar bile samimi değil mesela…Hiç mi çirkin olanların aşkı yok mesela? Leyla ile Mecnun çok farklı ve kalitesi olan bir dizi. Çünkü insanlara samimi geldi. Sinema sektörü daha farklı. Dizi gibi önüne hazır gelmiyor. Sinemaya zaman ayırıyorsun, bedel ödüyorsun. 5 yıl sonra bile o filme ulaşabiliyorsunuz. Farkındalık yaratma anlamında tiyatro ilk, sinema ikinci sırada geliyor benim için.

-Tiyatro dışında başka deneyimleriniz oldu mu?

2012’de ‘Düşman Kardeşler’, 2014’te de ‘Mihrap Yerinde’ dizilerinde rol aldım. Onun dışında bir reklam filminde ve ‘Vay Başıma Gelenler! 2 Buçuk’ filminde rol aldım.

-Peki kendinizi en çok hangi alanda mutlu hissediyorsunuz?

Ben okuldan beri televizyon sektörünü istedim ama şartlardan dolayı tiyatroya yöneldim. Yavuz Turgul, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Ali Atay’la çalışmayı isterdim mesela. Ama o mertebeye ulaşmak için daha çok çalışmamız gerekiyor. Şener Şen hastasıyım bir de…

‘GÜLME KRİZİNE GİRİYORUM’

-Oyunculuk hayatınızda hiç unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Sahnede çok fazla gülme krizine giriyorum. Özellikle komedi oyunlarında başıma çok geliyor bu durum. Mesela Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda ‘Cumhuriyet’in İlk Sedası’ adlı oyunda Kazım Karabekir Paşa’yı oynuyorum. Atatürk’ün karşısına geçip “Ben ve kolordum emrinizdeyim paşam” deyip tekmil vermem gerekiyor. Orada fena halde koptum. Onu da hiç unutamam.

-Oyunculuğun zor yanları nelerdir?

Sahnede hiç sevmediğiniz bir şeyi yemek zorunda kalıyorsunuz mesela. Zaman açısından da sıkıntılı bir sektör. Provalara çok fazla zaman ayırıyoruz ve günlük yaşamın içinde o karakter sürekli kafamın içinde dolaşıyor. Günde 3-4 saat uyku ile ayakta kaldığım oldu.

-Sanatsal filmler çok fazla izleyici kitlesine ulaşamıyor? Sebebini nasıl açıklarsınız?

İnsanlar tiyatroya bile gelirken oyun türüne bakıyor, dramsa bir adım geri kaçıyor. Onları da yargılayamıyorum çünkü toplum olarak o kadar sıkışmışlık içerisindeyiz ki insanlar biraz deşarj olmak istiyor. Sinemada da aynı şekilde. Çok kaliteli ve sanatsal filmlerimiz de var ama absürt güldürü filmleri inanılmaz seyirci yapıyor. İnsanlar bu kadar sorunla boğuşurken ister istemez biraz rahatlamak, kafa dağıtmak, eğlenmek istiyorlar.

-Bursa izleyicisini nasıl buluyorsunuz?

Yeniliklere çok fazla açık değiliz. Seyirci çok iyi ama burada izleyicinin de tiyatronun da biraz zamana ihtiyacı var. Devlet ve özelde bunu aşmaya çalışıyoruz. Bu da birbirimizle empati kurarak aşılacak bir durum.

-Tiyatro sizin için ne anlam ifade ediyor?

Nefes…

 

Cem Şener’in Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenecek oyunları:

5-6-7-8-9 Aralık 20:00 İstanbul Efendisi

7-8-9 Aralık18:00 Halkta Biri

14-15-16 Aralık 18:00 Köprüdeki Adam

19-20-21-22-23 Aralık 20:00 Bana Mastikayı Çalsana

26-27-28-29-30 Aralık 20:00 80 Günde Devriâlem

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR