KÖŞE YAZARLARI

Hurdacının arabası

Bay Albert, şirkete ayda yılda bir gelirdi. İspanyol Yahudisiydi. İşini bilen, iyi bir patrondu. Epeyce yaşlanmıştı. İşleri Genel Müdür yürütüyordu.

Bay Albert’in her gelişinde onu dış kapıda karşılar, odasına kadar eşlik ederdik. Yine karşılama seremonisinde herkesin elini tek tek sıkıp hal hatır sorduktan sonra birlikte idari binanın kapısına kadar yürüdük. Bay Albert, son olarak Genel Müdür’e gidişatı, üretimi, kalite göstergelerini, siparişleri sordu. Genel Müdür her şeyin yolunda olduğunu belirten kısa bir özetleme yaptı. İçeri girecekken homurtulu bir motor sesi duyduk. Gözler, idari binanın karşısındaki otoparka afili biçimde yanaşan Jaguar marka son model otomobile çevrildi. Otomobilin içinden güneş gözlükleri ve parlak kırmızı tişörtü bağıran hurdacı Rasim indi. Bize doğru sırıta sırıta gelirken Bay Albert Genel Müdür’e sordu: ‘Jaguar’dan inen şu adam kim?’ Genel Müdür yanıtladı: ‘Hurdacı Rasim, efendim. Hurdalarımızı epey iyi fiyata satıyoruz kendisine.’

Bay Albert, içeri girerken kafasını salladı: ‘Belli oluyor… Bir fabrikanın hurdacısı, fabrikanın patronundan daha lüks bir arabaya biniyorsa o fabrika, müşteriye değil hurdaya çalışıyordur. O fabrikada kaliteden bahsetmek ayıptır ayıp. En iyisi siz o kalite göstergelerini alın bir yerinize...’

Hepimizin başı düştü. Diyecek laf bulamadık.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR