KÖŞE YAZARLARI

Marmarabirlik ve Avrupa Birliği

Son günlerde Avrupa Birliği azaları kendi aralarında tartışıyor. “Türkiye ile azalık müzakereleri kesilsin mi kesilmesin mi” konusunu hararetle ele almış durumdalar. Almanya “Bunları kollarından tuttuğumuz gibi atalım gitsin, ne halleri varsa görsünler! Bunlarla mı uğraşacağız” şeklinde bir diplomatik görüşteyken AB’deki fakir ülkeler ilişkilerin sürmesinden yana... (Bakınız Estonya’dan gelen açıklamalar. Bir nevi fakir dayanışması oluverdi aramızda. Sağ olsunlar, eksik olmasınlar.)

Fransa’nın genç Cumhurbaşkanı Macron da topa girdi. Türkiye’nin son birkaç aydır AB’den uzaklaştığını ama ilişkilerin tamamen kesilmesinden kaçınılması gerektiği fikrinde genç ve diri vücutlu Cumhurbaşkanı. Merkel gibi olmadığından fikirleri de diri... Pörsümüş değil... Kulak verilesi... Atletik vücuttan atletik fikir çıkar...

Tabii hemen yumurta gibi Cumhurbaşkanı Macron’un bizden yana tavır aldığını zannetmeyelim. Genç Fransız kızların rüyası Macron özetle diyor ki “Türkiye’yi Avrupa’ya almayalım ama alır gibi yapmaya devam edelim.

Biz AB’ye girmeyi istiyor gibi yapıyoruz... Onlar da kabul eder gibi yapıyorlar... Bu arada herkes birbirinden 3-5 kazanç elde etmeye çalışıyor... Biz onları tırtıklıyoruz, onlar da bizi... Yıllardır böyle sürüp gidiyor zaten...

Fransa bunun devamını istiyor. “Bunları başıboş bırakırsak davulcuya kaçar diye endişe ediyorlar ondan. Davulcunun Putin olduğunu da bilmeyen yok...

Öte yandan Türk milleti olarak biz de biliyoruz AB’ye alınmayacağımızı. Malumunuz nüfusumuz dolayısıyla alındığımız takdirde Avrupa Birliği Parlamentosu’nda söz hakkının büyüğü Türkiye’nin olacak. Avrupalı, hiç koca Avrupa’yı bize emanet eder mi? “Ben yemedim sen ye der mi? Yedirir mi? Yedirmez tabii...

Tam üye olursunuz ama tek şartla. Marmarabirlik’i bundan böyle AB yönetecek” dense biz kabul eder miyiz? Biz Marmarabirlik’i vermezken Avrupa Birliği’ne girip yönetiminde son sözü mü söyleyeceğiz? Bunun olabileceğine inanan var mı baba erenler? Yok haliyle. Zeytin sünnetsizlere emanet edilemeyecek kadar önemli bir milli gıda ürünüdür.

Yani kimse kimseyi kandırmasın! Sene 2004’tü... “15-20 yıl içinde yeni üyeleri AB hazmeder. Sonra da sıra Türkiye'ye gelir” deniliyordu. Açıp bakınız. Geçti aradan 13 yıl, 30 yıl sonra AB’ye gireriz diyen bir kula rastlayabilir miyiz?

En azından kendimizi iyi hissetmek için “Damsız girilmiyormuş AB’ye! Erkek millet olduğumuzdan alınmıyoruz diyelim. Olayın üzerini örtelim. Uzatmalı sevgililik sıktı artık. Ayrılalım gitsin.

Biz sağ AB selamet...

Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna...

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR