KÖŞE YAZARLARI

Türk aydınlanmasının bir ışığı daha söndü!

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan hocam Emin Özdemir aramızdan ayrıldı.

Davudi sesiyle sınıfta okuduğu Memduh Şevket Esendal öyküleriyle hep anımsadığım bu güzel insanın anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Öğrencisi olmaktan onur duyduğum Türk dilinin son büyük ustalarından Emin Özdemir’le ilgili 8 Nisan 2017 tarihinde bu köşede, onun kitabını anlatan bir yazı kaleme almıştım.

Yapıtlarıyla ölümsüzleşen Emin Özdemir’le ilgili yazdığım yazıyı paylaşmak istiyorum:

*****

Türk aydınlanmasının büyük isimlerinden biridir Emin Özdemir…

Türkçeyi bu ülkede en güzel kullananların başında gelir.

Mustafa Nihat Özön, Ömer Asım Aksoy ve Kemal Demiray gibi dil ustalarının öğrencisidir.

Kendisi de bir dil ustasıdır, konuştuğunda, yazdığında sözcüklerle dans ettiğini hissedersiniz adeta…

“Bireysel ve toplumsal kimliğimizin kumaşı, içine doğduğumuz dilin tezgâhında dokunur…” der her zaman…

Bundan dolayı yaşamını “Ses bayrağımız Türkçeye” adamıştır.

****

Köy Enstitüleri’nin yaşayan mezunlarından biridir.

2011 yılında Afrodisyas dergisinde bir öğrencisiyle yaptığı söyleşide, Köy Enstitüleri’ni şöyle anlatır:

Yaşamımda iz bırakan olayların başında Köy Enstitüsü’ne girmem gelir. Çünkü beni ben kılan, yazgımı biçimlendirip yönlendiren bir güç olmuştur Köy Enstitüsü. Köyün kör karanlığından çekip çıkarmış, insan olmanın bilincini kazandırmıştır bana. Bu yönden Köy Enstitüsü yıllarım, belleğimde silinmez izler bırakmıştır. Bunda elbette Köy Enstitüleri’nde uygulanan eğitim, öğretim düzeninin payı vardır. Bu düzenin özünde soran, sorgulayan, eleştirel düşünmeye dayalı aydınlanmacı yönsemenin üzerimdeki kalıcı etkisini de anmalıyım özellikle.”

****

http://www.yenidonem.com.tr/upload/other/yuksel-jpg_6.jpg

Yetiştirdiği binlerce öğrenci bugün ülkenin pek çok yayın organında onun bilgileriyle yürüyor.

Ben de Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda onun öğrencisi olmakla övünenlerden biriyim.

****

Köy Enstitüleri’nden çıkıp Amerika’da eğitim gördü Emin Hoca…

Aynı söyleşide kendi ülkesinde ve Amerika’daki durumun karşılaştırmasını yaparak günümüze kadar gelen soruna parmak bastı:

Amerika’daki öğrencilik yıllarımın izleri de belleğimin katmanlarındaki yerini koruyor. Dedim ya Köy Enstitüsü’nün bizlere kazandırdığı sorgulama alışkanlığı hiçbir zaman terk etmedi beni. Karşılaştırmalar içinde geçerdi günlerim; kendi kendime hep şu soruyu sorardım o günlerde: “Niye bizim insanımız, buradakiler gibi mutluluğu bu dünyada aramıyor, niye yazgısını kendi biçimlendiremiyor? Niye bizim insanımız, kandırılmaya yatkın, kendini ezen, sömüren güçlerin tutsağı oluyor? Didikler dururdum bu soruları.

O günlerden bu yana neredeyse yarım yüzyılı aşan bir süre geçti. Bugün de düşünen, yurttaşlık bilincini kazanmış kişilerin yinelediği sorulardır bunlar. İnsanımızın düşünsel dünyası değişmedi. Evine buzdolabı, çamaşır makinesi girdi; telefon, televizyon, bilgisayar girdi. Ne var ki düşünsel dünyası değişmedi. Çünkü Köy Enstitüleri’yle başlayan aydınlanmacı devinim durduruldu; kulluktan yurttaşlığa giden yollar tıkandı. Cumhuriyetin getirdiği değerler dizgesi aşındırıldı. İnsanı akıl tutulmasına uğratan, kurtuluşun, gerçek yaşamın “öteki dünya”da olduğunu aktaran din ticareti aldı yürüdü, ister istemez, ülkenin üzerine çöken karanlık, iyiden iyiye yoğunlaştı. Yurtseverler için acılı bir dönem başladı.”

****

86 yıllık ömrüne dil ve edebiyat konusunda pek çok kitap sığdıran Emin Özdemir’in son yapıtı; yine kitaplar ve okuma üzerine oldu:

“O İyi Kitaplar Olmasaydı”…

Şöyle anlatıyor kitabını Emin Hoca:

Okuduğumuz o iyi kitaplar olmasaydı şimdikinden daha kötü durumda, daha uzlaşmacı, daha itaatkâr olurduk. İlerlemenin motoru olan eleştirel ruhun esamesi bile okunmazdı... Roman ve öykü olmasaydı özgürlüğün hayatı yaşanılır kılmadaki öneminin, özgürlüğün bir zorba, bir ideoloji ya da dinin ayakları altında çiğnenmesinin, hayatı nasıl bir cehenneme çevirdiğinin farkında olmazdık. Edebiyatın bizi yalnızca güzellik ve mutluluk düşlerine daldırmakla kalmadığı, aynı zamanda her türlü baskıya karşı gözümüzü açtığından kuşku duyanlar, yurttaşların davranışlarını beşikten mezara kadar denetim altında tutmaya kararlı tüm rejimlerin edebiyattan niçin bu kadar korktuklarını ve neden gözlerini bağımsız yazarların üstünden ayırmadıklarını sorsunlar kendilerine...”

****

Gerçekten de o iyi kitaplar olmasaydı dünya ne kadar çorak, ne kadar anlamsız, ne kadar boş olurdu.

Bir düşünün bakalım; Platon’un Devlet’i olmasaydı politika bilimi nasıl gelişebilirdi?

Montaigne’nin Denemeler’i yazılmasaydı, yeryüzü ne kadar anlamsız olurdu?

Ne güzel sözler bir araya getirilmiştir o çağda bu kitapta…

****

Dostoyevski’nin romanlarını okumamış olsaydık…

Nazım Hikmet’in şiirleri yazılmamış bulunsaydı…

Bertrand Russel’in “Sorgulayan Denemeler”ini başucuna almasaydık…

Aziz Nesin’in Bursa’yı anlattığı “Bir Sürgünün Anıları” kitaplığımızda olmasa…

Halimiz nice olurdu?

****

Emin Özdemir’in gözüyle dünyayı zenginleştiren kitaplar arasında dolaşmayı öneriyorum size…

Pişman olmayacaksınız…

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR