KÖŞE YAZARLARI

Büyük Atatürk’e saygıyla…

“Şu Çılgın Türkler” kitabıyla ete kemiğe bürünmüş hale gelen 30 Ağustos Zaferi’nin kutsandığı topraklar keşke eşi benzeri görülmemiş bir müzeye dönüştürülebilse!..

Kocatepe’den Uşak’a uzanan o coğrafyanın nasıl yalın ayakla aşıldığı, o çelimsiz atların çıkardığı dörtnal seslerinin düşman mevzilerinden duyulmaması için üst baştaki son parçaların soğuğa aldırılmadan atların ayaklarına bağlanması…

Büyük bir açık hava müzesiyle belki daha iyi anlatılabilir.

Elbette, bir toplumun geçmişindeki zaferler geleceği için önemlidir.

Gurur kaynağıdır.

Sevincidir.

Gücüdür.

Lakin aynı zamanda travmasıdır.

Çünkü her zaferin arkasında bir savaş, o savaşın arkasında acı vardır.

Biliriz elbette…

Savaşlar, insan haklarına saygılı olmayan, kendi imkânlarıyla yetinmeyen ve o imkânları doğru kullanmayan yöneticilerin bir eseridir!

Kurtuluş Savaşı’nın zafere dönüştüğü Büyük Taarruz’dan sonra genç Cumhuriyeti’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” demesi…

Ülkesini bu ilke etrafında şekillendirmesi…

Kanlı bir coğrafyada Türkiye’yi sakin bir liman haline getirmek istemesi…

Her zaferin arkasında duran bu acıyı iyi bilmesindendir.

Bugün, o ilkelerin varlığında Türkiye Cumhuriyeti yoluna devam edebildiği için; bölgedeki bütün politik oyunlara, iç siyasetin bütün hamlelerine rağmen Atatürk Türkiye’sine dönük girişimler sahile vuran dev dalgalar gibi amacına ulaşamadan geri çekiliyor.

Mesele, Türkiye’yi kuruluşundaki şartlardan daha iyi bir noktaya taşımak, ülke insanını dünyanın en mutlu insanları arasına sokmaksa eğer…

Bunun yolu farklılıklar üzerinden Türkiye’yi ayrıştırıp, küskün bir toplum yaratmaktan değil, aksine olabildiğince barışmış bir toplum oluşturarak, dışarıdan gelen emperyal dalgaların bumerang gibi dönmesini sağlamaktır!

Acılar, zaferlerle sonuçlanmış büyük bir tarih bıraksa da içinde insanlık olan herkes, o zaferlerin ne büyük dramları arkada bıraktığını bilir.

Bilenler, Türkiye’nin geleceğidir.

Bilmeyenler ise Türkiye’nin kör noktalarıdır.

Umut edelim ki…

Bir daha 30 Ağustos gibi Büyük Zafer’le sınanmış bir tarihi olmasın Türkiye’nin…

Büyük Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi rehberimiz olsun.

 

BAYRAMDA YOLLAR KENTSEL DÖNÜŞÜM UYARISI YAPIYOR!

Uzun yolculukları aceleye getirmeden gidebilsek, uzun kuyruklar sorun olmayacak, yollar en az gidilen tatil yeri kadar değerli hale gelecek.

Uzun bayram tatilleriyle birlikte zembereğinden boşanmış saat gibi yollara düşenler belki o vakit, hem acele etmeyecek hem de yollarda oluşan araç konvoylarının bıktırıcı yorgunluğuna teslim olmadan seyahat edebilecekler.

Ama ne çare…

On güne çıkarılan Kurban Bayramı tatiliyle birlikte yollar yine yükünü aldı.

Yine kaza haberleri gelmeye başladı.

65 milyonluk Türkiye hesabıyla yapılmış kara yollarının, 80 milyonluk nüfusa erişen Türkiye için yeterli olmadığını bayram tatilleriyle herkes daha iyi görüyordur.

Yani…

Kentsel dönüşüm istilasına uğrayan bütün kentler için bir alarmdır esasında bayram yolculukları!..

Düşünün ki…

Bölünmüş, trafik lambasız yollarda araçlar kuyruk sokumu mesafesinde 70-80 kilometre hızla ancak seyahat edebiliyor.

Kaza da kavga da yetersiz altyapıdan kaynaklanıyor!

Metropol kentlerde büyük bir rant kapısı haline getirilen kentsel dönüşümle beş katlı apartmanlar, siteler 10-15 kata çıkarılırken, yollar, o yolların altından geçen kanalizasyonlar aynı kalıyor.

Böyle bir durumda o evler bitip müteahhitler, belediyeler kazanç hanelerine yüklü meblağlar katacaklar ama o evlerde oturanlar trafik çilesiyle baş başa kalacaklar.

Bu yol, yol değil!

Bakalım, bu kentsel dönüşüm rant hastalığına kim dur diyecek?..

 

MUTLU BAYRAMLAR

Tatili erken başladı ama Kurban Bayramı yeni başlıyor.

Böyle zamanlar hep söylendiği gibi gözyaşları dinsin, herkes kendi ülkesinin kadrini bilsin, sevenlerine, yan yana yıllar yılı oturduğu konu komşusuna sahip çıksın.

Aynı sokaklarda dolaşıp oynadığı, aynı sıraları paylaştığı arkadaşlarının dünya görüşleri ne olursa olsun, insani değerlere sahip çıktıkları sürece hiçbir sorun olmadan yaşayabileceklerini hiç unutmasınlar!

Yüzyıllar boyunca insanlar bütün farklılıklarına rağmen bunu başardıysa, bilgi çağından teknoloji çağına geçiş yaptığımız bu yüzyılda yaşayanların bunu başaramaması, insanlığın en büyük kaybı olur.

Birbirimizi sevelim, göreceğiz ki o farklılıklarımız zenginliğimiz, kültürel mirasımızdır.

Sevgiyle kalın, keyifli bir bayram geçirin…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR